DUNYANIN ILK KUR'AN-I KERIM-I ZIYARETE ACILMIS

Dünyanın mushaf halindeki ilk Kuran-ı Kerimi olan, Hz. Osman’ın okurken şehit edildiği Kuran’ı Kerim o anki açık olan sayfasıyla teşhir ediliyor. Hz. Osman’ın kanı "Feseyekfikehümullah" yani “Onlara karşı Allah (sana) yeter.”(Bakara, 137) mealindeki ayet-i kerimenin üzerine düşmüştü.



Dünyanın ilk tam nüsha halindeki Kuran-ı Kerimlerinden birisi Özbekistan’da bulunuyor. 12.asırda Irak'tan Türkistan'a getirilen Kuran-ı Kerim Lenin tarafından önce Moskova'ya ordan da Tataristan'a gönerildi. Özbek alimlerin ısrarlı mektuplarıyla yeniden Özbekistan'a getirilen Kuran-ı Kerim'in bulunduğu kütüphane Özbekistan'ın en çok ziyaret edilen mekanı.

Ramazan boyunca ziyaret edilen bu Kuran-ı Kerim ziyareti ölmüşlerin ruhuna bağışlanıyor.

Hz. Ebûbekir zamanında Mushaf halinde toplanan Kur’an-ı Kerim, Hz. Osman'ın hilafeti devrinde çoğaltılıp İslâm merkezlerine gönderilmek suretiyle kıraetteki ihtilaf ve çekişmeler önlenmiş oldu. Bu hizmetler itibariyle haklı olarak Nâşirü'l-Kur'an ünvanını kazandı.

Cennetle müjdelenen on kişiden biri olan Hz. Osman, mücessem bir hayâ örneğidir. Sehavette son derece ileri ve hiçbir fedakârlıktan çekinmezdi. Bütün harplere iştirak etmiş ve Allah Resûlü’nün hizmetinde bulunmuştu. Sadece Bedir Harbi sırasında refikası Hz. Rukiye hasta olduğu için ve bizzat Allah Resûlü tarafından Medine'de bırakılmıştı. Bu Hz. Osman’ın zevcesine son hizmeti olmuş ve Hz. Rukiye, Bedir Harbi sırasında ahireti teşri etmişti. Bu ümmet için ailesiyle birlikte hicret eden ilk fert odur. İlk önce Habeşistan’a daha sonra Medine-i Münevvere’ye göç etmiştir.

Hz. Osman, Ashab’ın fukahasından olup birçok fetvalar vermiş fakat bunlar zamanımıza kadar intikal edememiştir. Resûl-i Ekrem’e hısımlığın verdiği yakınlık itibariyle O’nun Siretine pek yakından vakıf bulunuyordu. Bu hususla ilgili hadis-i şerifleri hakkiyle bilmekte idi.

Vahiy katiblerinden olan Hz, Osman’ın tefsir ilminde Ashab-ı Kiram arasında müstesna bir yeri vardı. İbni Abbas gibi büyük müfessir ve sahabilerin, kendisine müracaatları, malumat aldıkları olmuştur.

Hadis ilminde de yüksek bir bilgiye haizdi. Her ne kadar kendisinden rivayet edilen hadislerin sayısı 146 olarak kemiyyet sınırını bulmakta ise de, keyfiyet noktasından geniş bir hadis bilgini idi.

Hz. Osman, Hicret'in 23. senesi hilafet makamına getirildi. Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer'in yaptığı hizmetleri devam ettirdi. Ayrıca bu hizmetlere yenilerini ekledi.

İslâm'ın inkişafından ve onun karşısında uğradıkları mağlubiyetten müteessir olan Yahudiler, gizli bir teşkilat ile İslâm aleyhtarlığını devam ettiriyorlardı. Yahudi asıllı İbni Sebe bu gizli teşkilatın başı idi.

Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer devrinde kıpırdanmaya imkan bulamayan bu bedbaht zümre, Hz. Osman’ın hilm ve merhametinden faydalanarak muhtelif İslâm beldelerinde valilerden şikayetle fesad yaygarasına başladılar. Bu yaygara daha sonra bir ayaklanma hareketi halini aldı ve muhitten merkeze doğru sıçradı. Asiler, Hz. Osman’ın evini sardılar. Hz. Ali, oğulları Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Hz. Muhammed Hanifiyye'yi kapıya nöbetçi koyarak asilere nasihat etmişse de tesiri olmadı. İçeriye, ne bir kimse ne de içecek su bırakıyorlardı. Bu çetin hal kırk gün devam etti.

Hz. Osman’ın bu vaziyyette hilafet makamından ayrılmaması, bizzat Peygamber Efendimizin kendisine verdiği bir emre itaatten ileri gelmekteydi. Zira Peygamber Efendimiz bir gün kendisine; “Ya Osman! Cenab-ı Hakk sana bir gömlek giydirecek, münafıklar onu senden soymak isterlerse sakın sen onu, bana kavuşuncaya kadar çıkarma.” buyurmuştu. Bu tehlikeler karşısında gösterilen bu sebat o emre itaatten ileri gelmektedir.

Mukadder akibetin yaklaşmış bulunduğunu kerametiyle idrak etmiş bulunduğundan mukavemetle kan dökülmesine ve Müslümanların incinmesine iltifat etmedi ve neticeyi büyük bir sabırla sineye çekti. Son gece bir rüya görmüş bulunuyordu. Hz. Peygamber (s.a.s.), yanında Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer olduğu halde rüyasını şereflendirmiş ve ''Hep oruçluyuz ve iftara seni bekliyoruz” buyurmuştu. Hz. Osman ebedî hayata intikalin yaklaşmış olduğunu anladı ve o gün oruca niyyetlenerek ve gününü Kur'an okumak ve ibadet etmekle geçirdi.

Kapıdan giremeyen bu eşkiya güruhu, duvarı delerek içeri girdiler. Hz, Osman, Kur'an okumakta idi. Kinane b. Bişr adlı vicdansız, elindeki demirle Hz. Osman'ın başına iki defa vurdu, başı yarıldı ve akan bir kan şeridi yüzünü ala boyadı, Bunu takiben diğer bir insafsız daha başına vurdu. Nihayet Amr b. Humuk, elindeki hançerle Hz. Osman'ı dokuz yerinden yaralayarak şehid etti.

Vücudundan sıçrayan kanlar açık kalan Kur'an'ın Bakara Sûresi'nin 137'nci ayeti olan şu mealdeki ayet-i kerime üzerine damlamıştı: “Onlara karşı Allah (sana) yeter.” . Son sözü, “Yâ Rabbi Ümmet-i Muhammed arasındaki tefrikayı kaldır ve kendilerini birleştir” diye üç kere duâ etmek oldu. Kelimeyi şehadet getirerek vefat etti. Abdullah bin Selâm diyor ki: “Hz. Osman bu şekilde duâ etmeseydi, kıyamete kadar Müslümanlar bir araya gelemezdi.”

Yorum Yaz